Sine Aras Akten
Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Sine Aras Akten, Health/Beauty, Queens, NY.
İZMİR’İN YERALTI ADAMI
Dostoyevski’nin “yeraltı adamı” kendini didik didik eder. Ama kendini anlaması, başkasına verdiği acının sorumluluğunu almasına yetmez.
Bir hekim olarak o yarayı tanıyorum!
İnsan bazen iyileşmekten çok, neden böyle olduğunu anlatmak ister. Haklı çıkacak kadar konuşur; değişecek kadar yüzleşmez.
Son gidişimde İzmir’de beni eskimiş sokaklardan çok, masamıza yaklaşan çocuğa gösterdiğimiz tahammülsüzlük yaraladı. Bir zamanlar dünyayı değiştirmek isteyen bizler, artık sohbetimiz bölünmesin istiyorduk.
Şimdi Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişine bakıyorum. Seçmenin güveniyle alınmış bir görevin, başka bir siyasi tercihle sürdürülmesi hesap vermeyi gerektirir.
“Hizmet gelecek” denilerek bu sorumluluk ortadan kaldırılamaz.
Bir şehrin hizmet alması yurttaşlık hakkıdır. Bunun için siyasi sadakat bekleniyorsa, sorgulamamız gereken tam da budur.
Pasaport’ta bir gül, bir kadeh rakı, bir Atatürk dövmesi…
Peki o sevginin cesareti nerede?
Kendi seçtiğimize hesap soramıyorsak, ilkelerimiz bize yakın biri tarafından çiğnendiğinde susuyorsak, biz de kendi yeraltımıza çekilmiyor muyuz?
İzmir’i seviyorum. Bu yüzden hatıralarıyla avunamıyorum.
İnsanın kendini anlaması, kendini haklı çıkarmasıyla aynı şey değil.
Bir şehrin kendini sevmesi de kendini sorgulamaktan vazgeçmesine gerekçe olamaz.
İzmir’in eski sokaklarında yürümeyi seviyorum.
Ama vicdanımızın da o sokaklarla birlikte eskimesine razı değilim.
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
DİNLEYİN!
Fransa’da liseliler sokağa çıkıyor. Öğretmen istiyorlar. İçinde insanca öğrenebilecekleri sınıflar istiyorlar. Geleceklerinin ailelerinin gelirine göre dağıtılmasına itiraz ediyorlar.
Bunları talep etmek için okulun kapısını kapatmak zorunda kalmaları, başlı başına bir yönetim karnesidir.
Bir çocuğun geleceğini posta kodundan tahmin edebiliyorsak, eşitlik vaadi ağır bir yara almış demektir.
Bu gençler şimdi bunu soruyor!
Bize sorumluluk öğretiyorsunuz.
Peki, bizim geleceğimiz için sizin sorumluluğunuz nerede?
Sine Aras Akten
10/06/2026
IŞIKLA AÇILAN KANALLAR, BOMBAYLA SUSTURULAN İNSANLAR
Bir hekim olarak hücrenin ışığa nasıl yanıt verdiğini merak ediyorum.
Bir kadın olarak, ışık tutan bir insanın neden öldürüldüğünü.
Işığa duyarlı proteinler taşıyan sinir hücrelerinde ışık, iyon kanallarını açabiliyor. Bu kapıyı aralayan Deisseroth, Hegemann ve Nagel, 2026 Nobel Tıp Ödülü’nü aldı.
Bugün bu haberi okurken başka bir tarih önüme düştü: 6 Ekim 1990.
Bahriye Üçok.
Evine gönderilen bombalı paketle öldürülen bir ilahiyatçı. Laikliği, kadın haklarını savunan; kendisine öğretileni sorgulamaktan vazgeçmeyen bir kadın.
Yıl dönümünü bir haberle hatırladım. Unutmuş olmaktan utandım.
Çünkü bazı cinayetler, yalnızca bir insanın hayatını almıyor. Geride kalanların cümlelerine de yerleşiyor.
Öğrenci sorusunu yutuyor.
Akademisyen cümlesini buduyor.
Kadın, konuşmadan önce çocuklarını düşünüyor.
Korku böyle çoğalıyor: Bir bedenden binlerce suskunluğa.
Toplum bir sinir hücresi değil elbette. Ama bir soru da insanın içinde kapalı duran bir yolu açabiliyor. Bir kadın konuşuyor; başka bir kadın kendi hayatına ilk kez itiraz edebiliyor.
Hücreyi ışıkla harekete geçirenlere Nobel verirken, düşüncesiyle insanları harekete geçiren bir kadının ölüm yıl dönümündeyiz.
Ben bugün bilimin sevincini, bu memleketin yasından ayıramıyorum.
Çünkü ışığın ne yaptığını öğreniyoruz.
Işık tutan insanı yaşatmayı hâlâ öğrenemedik.
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
10/05/2026
BİR HALKI UYANIK TUTAN NEDİR?
Sıkı durun. Uyumak yok!
Biyolojiden girip sosyolojiden çıkacağız.
Beyindeki küçücük bir grup hücre, oreksin üretir; uyanık kalmamıza yardım eder. Bu sistem zarar gördüğünde uyku ile uyanıklık arasındaki sınır bozulabilir. Yanagisawa ve Mignot’nun Lasker’le ödüllendirilen çalışmaları, bu ilişkinin ortaya konmasında önemli rol oynadı.
Ee Nobel gelir artık!
Heyecanla bekliyoruz!
Peki, bir halkı uyanık tutan nedir?
Burada oreksin bir metafor.
Çünkü gözleri açık olduğu hâlde geleceğinin elinden alınışını seyreden insanlar var. İşe gidiyor, alışveriş yapıyor, çocuklarını büyütüyorlar.
Ama uyanık olmak, farkında olmak değildir.
Bazıları yorgunluktan uyur. Geçim derdi, bakım yükü, yarın korkusu… “Neden görmüyorsun?” demeden önce, başını kaldıracak gücü kalmış mı diye bakmalı.
Bazıları ise uyutulur. Gerçek yalnız susturularak değil, gürültüye boğularak da gizlenir. Skandalın üstüne tartışma, tartışmanın üstüne düşman, düşmanın üstüne korku…
Hafıza parçalanır.
Dün hesap vermesi gereken, bugün hesap soran kürsüsündedir.
“Hepsi aynı.”
“Hiçbir şey değişmez.”
“Sen mi kurtaracaksın?”
Haksızlık görünür kalır; itirazın anlamı silinir.
Peki, panzehir?
Tek bir kahraman, seçim ya da slogan değil. Bağımsız habercilik, kanıt, özgürce soru sorabilmek, düşünmeye zaman, dayanışma ve hesap verebilirlik.
Çünkü bilip de hiçbir şeyi değiştirememek de uyuşturur. Farkındalık, çaresizliğe dönüşebilir.
Bir hekim olarak uyuyan hastayı suçlamam; neden uyanık kalamadığını araştırırım. Yurttaş olarak da halkı küçümsemek yerine, dikkatini tüketen ve iradesini daraltan koşulları sorgularım.
Ama gördüğümüz anda sorumluluğumuz başlar.
Uyanmak bazen bir yalanı düzeltmek, bir haksızlığa tanıklık etmek, susturulanın yanında durmaktır.
Neredesiniz?
Ve uyanınca öfkemizi sorumlulara değil, karşımıza çıkan yabancıya yöneltiyorsak?
Mesele oreksin eksikliği değil; cehalet, önyargı ve yanlış hedefe sürülen öfke olabilir.
Gözümüzü açmak yetmez.
Kime, neye ve neden baktığımızı da bilmek gerekir.
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
Here is the new single from Burak Akten.
“Take Ground”
Sine Aras Akten
10/04/2026
VİCDANIN FONU
Değişik bir fondur bu..
Nesillere yansıyan bir kar analizi!
Bir toplum çocuklarına ne söylediği kadar, onların gözleri önünde neye izin verdiğiyle de yetiştirir nesillerini.
Öyle değil midir?
Çalmaya müsade edersen, çalmadan yaşamayı nasıl öveceksin?
Çocuk adaleti önce bir yetişkinin davranışında görür.
Emeğin değerini, çalışan insanın nasıl yaşadığına bakarak öğrenir.
Dürüstlüğün karşılığını arar.
Eğer doğru söyleyen kaybediyor, güçlü olan hesap vermeden yoluna devam ediyorsa, verilen ders ile öğrenilen hayat birbirinden uzaklaşır.
“Dindar nesiller” yetiştirme vaadini biraz da buradan düşünmek gerekmez mi?
İnanç vicdana kök salabilir.
Fakat o kökün büyümesi için toplumsal bir toprak gerekir: adalet, güven, hakkaniyet.
Ayrıcalığın sulandığı bir yerde çocuklara ne kadar ahlak anlatsak da gözleri kimin yükseldiğini görür.
Fon krizinin açtığı soru, bu yüzden paradan büyüktür bence..
Yetişkinlerde mide bulantısı oluştuyor ama ya yetişme çağındakilerde?
Bir fonda yalnız sermaye birikmez.
İnsanların geleceğe duyduğu güven de birikir.
Emeklinin bir daha çalışamayacağı yılları, bir annenin çocuğuna ayırdığı imkân, bir ailenin hastalık gününe sakladığı güvence…
O güven zedelendiğinde kayıp, hesap ekstresine sığmaz.
İnsanlar birbirlerine daha kuşkuyla bakmaya başlar.
Dürüst olan da kendini savunmak zorunda kalır.
Toplumun ortak hayatı daralır.
Hekimlikte bir yaranın kapanması için üzerini örtmek yetmez!
İçeride ne olduğunu görmek gerekir.
Yoksa iyileşme ya olmaz ya da uzar..
Toplumsal yaralarda da ahlaklı sözler, açık bir hesabın yerini tutamaz.
Kul hakkını öğreten bir toplumun, o hakkı koruyan kurumları olmalı.
İhlal edildiğinde sorabilmeli.
İtibarın, servetin ve yakınlığın önünde durabilmeli.
Çünkü çocuklar bizim söylediklerimizi dinlerken, sustuğumuz yerleri de öğrenir!
Ve bir neslin vicdanı, biraz da yetişkinlerin hangi haksızlığın karşısında ayağa kalktığından oluşmaz mı?
Kalkılmalı artık!
Kendiniz için değilse bir sonraki nesiller için..
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
10/02/2026
İNSANIN DEĞERİ KİMİN ELİNDE?
Bugün İoanna Kuçuradi’yi kaybettik.
90 yaşını kutlayamadan…
Babamın 45 yaşında öldüğünü söylediğimde, “Sen iki katı yaşarsın, olur biter!” demiş, gözlerimdeki yaşları mendiliyle silmişti. Bir kitap fuarı sırasıydı. Sene 1997. Babam öleli iki yıl olmuştu.
Onu yıllarca etik ve insan hakları üzerine çalışan büyük bir filozof olarak değil yalnız; genç bir kızın acısını gören bir insan olarak hatırladım.
Çünkü Kuçuradi’nin meselesi …
İnsanı görmek idi.
Bir toplum alkışlıyor diye bir şey değerli, çoğunluk doğru buluyor diye doğru olmaz. İnsanın değeri oylamaya bırakılamaz.
Ben hekimim.
Onu en çok hastane koridorlarında anlıyorum.
Bir insan girer kapıdan. Adı, çocukları, korkuları vardır. Sonra “62 yaşında erkek, böbrek yetmezliği, yatak 14” olur.
Etik tam orada başlar:
Dosyanın arkasındaki insanı hala görebiliyor musun?
Bir iş kazasında on kişi ölür, “10” olur.
Bir savaşta bin çocuk ölür, “1000” olur.
Oysa ölümün matematiği yoktur.
Bir insanın evinde bıraktığı boşluk, onu sevenler için yüzde yüzdür.
Bugün etiket büyüyor. İnsan küçülüyor.
Kuçuradi’den bana kalan belki de en sade cümle:
Etiketten önce insanı gör.
Bugün ağladım epey.
Sevindim de…
Hala insanım.
Filozofların tuhaf ayrıcalığı var..
Kendileri gider, soruları kalır.
Bu soru da bana miras..
Birbirimizin insanlığını koruyabilecek miyiz?
Bize insanı hatırlattığın için teşekkürler.
Görüşeceğiz.
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
09/29/2026
İNSAN BOZULMADI, HABİTATI BOZULDU
Dünyada yaklaşık 1,2 milyar insan bir ruhsal bozuklukla yaşıyor. 10–19 yaş grubunda ise yaklaşık her yedi gençten biri. Depresyon ve anksiyetenin dünya ekonomisine yıllık maliyetinin yaklaşık 1 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Peki insana ne oldu?
Belki de insana bir şey olmadı.
Yaşadığı dünya değişti.
Beynimiz küçük topluluklara, harekete, yüz yüze ilişkiye, gece uyumaya ve sınırlı bilgiye göre evrimleşti.
Şimdi aynı beyne birkaç dakika içinde savaş, cinayet, iş maili, reklam, ekonomik kriz ve başkasının kusursuz hayatını gösteriyoruz.
Bedenimiz oturuyor, sinir sistemimiz koşuyor.
Üstelik çağımızın en değerli hammaddelerinden biri artık insan dikkati.
Kendimizi komşumuzla değil, dünyanın en güzel, en zengin, en başarılı insanlarıyla karşılaştırıyoruz. Üstelik onların hayatlarını değil, hayatlarının reklamını görüyoruz.
Sonra içimize bir cümle yerleşiyor:
“Yetmiyorum.”
Bu yalnız psikolojik değil, ekonomik bir mekanizma. Kendini eksik hisseden insan daha kolay tüketiyor. Dikkatimiz, kaygımız, hatta yetersizlik hissimiz ekonomik değere dönüşüyor.
Bir de gerçek hayat var:
Kira. İş güvencesizliği. Savaş. Göç. Yalnızlık. İklim kaygısı. Gelecek korkusu.
Bunların hepsini serotoninle açıklayamayız.
Kirasını ödeyemeyen insana “stresini yönet”, üç işte çalışan anneye “self-care yap” demek yetmez.
Bazen problem insanın beyninde değil, maaşı ile kirası arasındadır.
Elbette psikiyatri, psikoterapi ve gerektiğinde ilaç vazgeçilmezdir. Ama çağımızın hatası insan ruhunu yalnız kafatasının içinde aramak olabilir.
Oysa ruhun bir kısmı ailede, sokakta, işyerinde, ekonomide ve başka insanlarla kurduğumuz bağdadır.
O halde soru yalnızca “İnsanlar neden daha çok ruhsal sorun yaşıyor?” değildir.
Asıl soru:
Nasıl bir dünya kurduk ki insan zihni bu dünyada yaşamakta bu kadar zorlanıyor?
İnsan bozulmadı belki.
Habitatı bozuldu.
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
09/28/2026
CADILARI ASAN AVRUPA NASIL MODERN OLDU?
Bazen Avrupa sokaklarında yürürken sorarım kendime;
Bugün bize hukuku, insan haklarını, özgür düşünceyi anlatan Avrupa değil miydi birkaç yüzyıl önce insanları “cadı” diye yargılayan?
Öyleydi.
Üstelik cehalet yalnızca sokakta değildi.
Mahkemesi, tanığı, cezası vardı.
Cehalet kurumsallaşmıştı.
Sonra Avrupalının beyni değişmedi.
Başka bir şey olmuş olmalı?
Neydi?
Yanlış yapmayı zorlaştıran kurumlar kurdular.
Kilise sorgulandı.
Kral sorgulandı.
Mutlak iktidar sorgulandı.
Bilim, üniversite, hukuk, parlamento, basın ve sivil toplum güç kazandı.
Bizim modernleşmemiz ise büyük ölçüde devletten topluma doğru ilerledi.
Okulu devlet açtı.
Kanunu devlet değiştirdi.
Üniversiteyi devlet kurdu.
Kadının kamusal alanını devlet genişletti.
Muazzam bir dönüşümdü.
Ama kanunu değiştirmek birkaç yıl sürüyor.
Zihniyet bazen üç kuşak.
Belki de yanlış soru ortalarda…
“Neden Batılılaşamadık?”
Belki mesele Batılılaşmak değil.
Neden modernleşebiliyor ama modernliği kişiden bağımsız kurumlara dönüştürmekte zorlanıyoruz?
Çünkü modern toplumun sırrı güçlü insan değildir.
Güçlü kurumdur.
Öyle bir hukuk ki sevdiğimiz insan iktidardayken de sevmediğimiz insan iktidardayken de aynı çalışsın.
Öyle bir üniversite ki yöneticisi değişince hakikat değişmesin.
Modernlik yeni binalar, yeni teknoloji, yeni kanunlar değildir yalnızca.
Modernlik, gücü sınırlayabilmektir.
Belki bir gün öyle kurumlar kurarız ki onları yöneten insanların kim olduğunu bu kadar önemsemek zorunda kalmayız.
O gün Batılı olmuş olmayacağız.
Modernliğimizi kendimizin yapmış olacağız.
Ya değilse..
80 günde Devri Alem’i yapana öykünür, 88 gün bunu sorgulayanı içeride tutarız.
Geçmiş olsun Deniz!
Deniz Göktaş
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
09/28/2026
Sine Aras Akten
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Website
Address
Queens, NY
11377
Alerts
Be the first to know and let us send you an email when Sine Aras Akten posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.
